23 Mayıs 2008 Cuma

Gregor Samsa



"Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu."Bir çogumuzun bildiği Kafka'nın 'dönüşüm' isimli uzun öyküsünün kahramanın adıdır 'Gregor Samsa'.Benim bahsetmek istediğim ise başka 'Gregor Samsa'.Tür olarak post-rock diyebileceğimiz,ambient müziğin yükselen sesi 'Gregor Samsa' nisan 2008 de çıkardıkları 2. studyo albümleri 'Rest'le bizlere müzik ziyafeti çekmeye devam ediyorlar.2000 senesinde Virginia'da kurulan grup 7 kişiden oluşmasına rağmen, eleman sayısı yetersiz gelmiş olmalı ki canlı performans ve kayıtlar sırasında toplam 19 farklı enstrümanistle çalışıyorlar.Grubun beyni,parçaların yaratıcısı,gitarist ve vokalist Champ Bennett.Bu ismin önümüzdeki senelerde çok sık karşımıza çıkacağını düşünüyorum.Ayrıca grubun davulcusu da Billy Bennett,Champ Bennett'in kardeşi.'Rest' i dinlediğiniz de , zaman ve mekan kavramlarını yeniden gözden geçirmenize,mum ışığı,şarap ve sevdiğiniz insanı yanınızda istemenize neden olacak,inanılmaz sakin bir o kadar da sıcak son senelerde dinlediğim en başarılı ambient albümü.Albümde yer alan nefesliler ve violin de müzikal olarak yeterli tatmini sağlamış kanımca.'Du Meine Leise' dinledikçe daha çok sevdiğim ve yine bana göre albümün en çarpıcı parçası.Huzur ve sakinlik arayanlara kesinlike tavsiye edebileceğim bir albüm.

22 Mayıs 2008 Perşembe

The Fall



The Fall 27. studyo albümü 'Imperial Wax Solvent' i nisan ayında yayımladı.Dile kolay 32 senelik müzik kariyeri ve 27 albüm.İngiliz post-punk grubu The Fall tek değişmeyen üyesi,grubun beyni ve vokalisti Mark E. Smith'in bitmek bilmeyen enerjisiyle yoluna devam ediyor.BBC'nin efsanevi dj'i John Peel'in dediği gibi The Fall her zaman aynı ve her zaman özel.Franz Ferdinand, The Smiths, LCD Soundsystem, The Birthday Party, Nirvana, Pavement gibi bir çok gruba ilham kaynağı olan The Fall punk müziğin mihenk taşı olmaya devam ediyor.'Imperial Wax Solvent' 12 parçadan oluşuyor, Mark E. Smith'in kendine has vokali ve şarkı sözleri ile The Fall'un neden her zaman özel ve her zaman aynı olduğunu anlamımızı sağlıyor.Özellikle 'Strangetown' tam bir klasik The Fall parçası.Albümün geneli bildiğiniz punk.Ama ne gitarlar ne de vokaller lütfen beni kapatın çok gürültü yapıyorum şeklinde.Bazı parçalarda elektronik ögelerde kullanılmış 'Taurig' bunlardan birisi ve kesinlikle dinlenesi bir parça.Ama beni asıl etkileyen 'Can Can Summer'.Tam yol parçası, dinle ve git gidebildiğin kadar.'Senior Twilight Stock Replacer' ve ' Exploding Chimney' albümde diger dikkat çeken parçalar.The Fall 1976 da başlayan müzik maratonuna hız kaybetmeden devam ediyor ve bizlere arşiv niteliği taşıyan yeni albümleri ile biz hala varız diyor.

Lucky



Yıl 1992, New York'lu 3 arkadaş Matthew Caws (gitar, vokal), Ira Elliot (davul, back vokal) ve Daniel Lorca (bass, back vocal) son dönemde adını çok sık duyduğumuz Nada Surf'ü kurdular.İlk önemli başarılarını 1996 senesinde çıkadıkları High/Low albümü ile yakaladılar.Ama asıl başarıyı yakalamak için 2002 senesine kadar beklemeleri gerekiyordu.2002 senesinde yayımladıkları 'Let Go' Billboard listelerine 31. sıradan giriş yaptı.Bu albümden sonra konserler,turneler ve festivaller birbirini izledi.Şimdiye kadar 6 albüm çıkaran grubun 2008 yılında çıkan son albümlerinin adı 'Lucky'.Albümün giriş parçası 'See The Bones' son dönemde dinlediğim en başarılı parçalardan birisi.Ayrıca yine albümde bulunan "Weightless" bir çogumuzun ilgi ile izlediği kopuk dizi 'Heroes'un soundtrack albümünde de bulunuyor.(2. sezon 7. bölümünün en sonunda duyabilirsiniz.)Ayrıca 'One Tree Hill','How I Met Your Mother's','The Riches' gibi populer tv showlarıda 'Lucky' albümünden parçaları kullanıyor.Albümün geneli dingin dinlenilmesi kolay ve zevkli aynı zamanda merak uyandırıcı.Matthew Caws 'un yavaş parçalarda bile çoşkusuna engel olmadıgını dinlediğiniz zaman anlayacaksınız.Bence 'Lucky' uzun süre dinlenilecek ve dinlendikçe sevilecek albümlerden birisi.

John Vesely



Günlerden bir gün John Vesely isimli genç,California'daki evinde kaydettiği şarkıları Myspace'e koydu.Ve bazılarının hayallerini süsleyen şans Vesely'in kapısını çaldı.Myspace'deki başarısı Sony BMG,Atlantic,Columbia gibi müzik devlerinin dikkatini çekmeyi başardı.Ama Vesely'in amacı farklıydı.O ün,para,sahne ışıklarının peşinde değildi.Hiç bir plak şirketi ile anlaşmadı.Kendi imkanları ile ilk albümünü çıkarttı ve onu hayranlarına posta ile ulaştırdı.John Vesely müziği hobi olarak yaptığını ve ünlü olmak istemediğini sık sık dile getiriyor.İşte Secondhand Serenade John Vesely aslında.2007 senesinde çıkan ilk albüm 'Awake' ile dikkatleri üzerine çeken Secondhand Serenade,2008 senesinde 'A Twist In My Story' albümünü çıkararak,Vesely istemese de ciddi bir hayran kitlesine sahip oldu.İki albüm de akustik aşk şarkılarından oluşuyor.'A Twist In My Story' sound olarak biraz daha güçlü.Maybe,Your Call ve Pretend benim favorilerim.Sadece romantik gecelerin degil,günün her saatinde dinlenebilecek,dinlerken biraz hüzün, biraz melankoli, ufak tebessümler atmanıza neden olacak samimi bir albüm.John Vesely her ne kadar 'müzik benim için sadece hobi' dese de her geçen gün artan hayran kitlesi onun yakasını bırakmayacaktır diye umuyorum.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Boy Kill Boy


Şimdi size yeni ama başarılı bir gruptan söz etmek istiyorum.Aslında tanıdık gelmesi lazım çünkü 31 mart 2007 de İstanbul'a konsere geldiler.Boy Kill Boy'u ilk Civil Cin'le tanıdım.Mayıs 2006 da çıkan "Civilian" albümünde karşıma çıkan ve çıktığı günden beri de düzenli olarak dinlediğim süper parça.BBC'nin ünlü dj'i Zane Lowe'un da dediği gibi 'bugünün en sıcak parçası'.Tabi bu 2006 senesi için geçerliydi.2 senelik bir aradan sonra Boy Kill Boy 'Stars And The Sea' adını verdikleri yeni albümleri ile 31 mart ta raflardaki yerini aldı.Leytonstone'un bu dört ingiliz günümüz alternatif rock'ının en güzel örneklerini 'Star And The Sea' de bize sunmuşlar.E bizde öküz degiliz,emeğe de saygılıyız, bu yüzden albümü doya doya dinliyorum bir süredir.Albüm bir önceki albümleri "Civilian" a nazaran biraz daha yumuşak olmuş.Ama Chris Peck'in insanın içine işleyen sıcak ses rengi ve kulagı hiç tırmalamayan gitar rifleri ile alın abi sıkılana kadar dinleyin dedirticek bir albüm çıkmış ortaya.Bu arada albümün produktörü de Dave Sardy.Kendisini Oasis'in produktörü olarak biliyoruz ya da şimdi ögrendik.Albümün kayıtları da Los Angeles'ta yapılmış.Bu yüzden de sanırım öyle mutlu, mesut,pollayanna vari bir havası var.Albümde 'Civil Cin'ayarında bir parçaya rastlamamanın hayal kırıklığını yaşasam da,ilk parça 'Promises' de beni baya uzun süre götürecek gibi geliyor.İndie rock sevenlere duyurulur.

Angelic Bombastic Metal


Edenbridge 1998 senesinde kurulmuş,Avusturya'lı 'angelic bombastic metal'in kurucuları olarak adlandırılan,bana göre süper bayan vokalli power metal grubu.Bazıları senfonik metal olarak da değerlendiriyor.Ortaya karışık yapmışlar.Duru akıcı ve etkiyelici ses rengiyle Sabine Edelsbacher'e hayran kalmamak elde değil.Bu arada çalışkan grup olduğunuda belirtmeliyim.Şimdiye kadar 8 albüm yayımlanmış.Benim favorilerim ikinci albümleri 'Arcana' ve son albümleri 'My Earth Dream'.Hazır fırsatını bulmuşken Sabine ablamızın 20 mayıs olan doğum gününü de burdan kutlamak isterim.(Çok ta umrunda ya.)Beni grupla ilgili tek rahatsız eden grubun Celine Dion hayranlığı, onun dışında bal dök yala misali güzel ses, kontrollü enstrümanlar ve güçlü sound. Daha ne olsun?Albümü bir çırpıda dinleyebiliyoruz.Bir kaç sıradan parça dışında geneli güzel.Özellikle 'Adamantine' benim favorim.Grubun gitaristi ve klavyecisi Andy Lanvall'ın gitar sololarını da dikkate almakta fayda var.Ana hatlarıyla güzel bir albüm uzun soluklu dinlenebilir mi onun kararı size kalmış.

20 Mayıs 2008 Salı

Gençler yapmış

Zıbam diye girmek istedim konuya.Konu nedir? Dersiniz siz şimdi.Dersimiz Black Tide,konumuz 'Light From Above'.Eger heavy metal seviyorsanız kaçırmayın derim.Albümü dinlerken düşündüğüm 'yeni soundlu eski bir grup dinliyorum' du.Florida'lı Gabriel Garcia (vokal/gitar), Alex Nuñez (gitar), Zachary Sandler (bas) ve Steven Spence (davul) den oluşan grubun en dikkat çekici özelliklerinden birisi de yaş ortalaması.Vokalist Garcia henüz 15 yaşında.Grubun diger elemanlarının da aralarında 20 yaşından büyük arkadaş olmaması ayrıca değişik.Unutmadan 2004 yılında kurulan Black Tide'ın OZzfest,Rock on Range gibi önemli festivallerde sahne aldığınıda belirtmek lazım.Gelelim 18 mart 2008 de çıkan Light From Above'a.Billboard 200'e 73 üncü sıradan girmiş ve ilk haftada 12 000 adet satmış,bildiğiniz glam bir albüm.Abileri gözümde canlandırmadığım süre içinde gerçekten şaşkınlıkla dinlediğim albüm kendileri.Dediğim gibi 80's heycanı ile günümüz soundu birleşmiş,güçlü bir nostaljiyle bezenmiş güzel bir albüm.Şimdi o parça şu parça dememe pek gerek yok aslında.Black Abyss ı biraz daha dikkatli dinlemekte fayda oldugunuda söylemem lazım.Yine de bir kulp bulmazsam olmaz.Yeni grupların çoğunda beni rahatsız eden şarkının dan dun trafiği.Geçişlerini sert buluyorum.Alışmadık kıçta don durmaz hesabı sanırım.Kulak yabancılık çekiyor.Black Tide o konuda tam olmuş dedirtmesede kalite dikkat çekiyor.Melodiler,sözler,gitarlar tamamdır.Yani hakkında çok şey yazmak istememe rağmen sadece heavy metal sevenler denesin diyorum.

12 Stones ve Alestorm

Bahsetmek istediğim ilk albüm 12 Stones dan 2007 çıkışlı Anthem for The Underdog.12 Stones’un vokalisti Paul Mc Coy’u Evanescence in ilk hiti Bring Me To Life’ta Amy Lee ile yaptığı düetten tanıyoruz.Anthem for The Underdog grubun altıncı albümü.Albüm 10 parçadan oluşuyor.Ayrıca albümde bulunan Lie To Me’in bir akustik versiyonu mevcut.İlk parça Adrenaline güçlü gitar rifleri ve düşmeyen temposu ile bize soundu güçlü bir albümle başbaşa oldugumuzu kanıtlıyor. Paul ‘ün güçlü vokaliyle yeni bir yol albümü daha edindik havasına bürünmemize de neden oluyor.Ancak sonraki parçalarda bu temponun düştüğünü ve genelde parçaların girişlerinin birbirini andıran ve hafif ballad havasında olmasından dolayı acaba erken karar mı verdik dedirtiyor.Albümdeki World So Cold da benim ilgimi çeken diger bir parça.Temposu düşük olmasına ragmen Paul Mc Coy’un kontrollü vokali ve alt yapıdaki yaylılar sayesinde dikkat çekmeyi başarıyor.Ama benim için albümün en saglam parçası Anthem For The Underdog yine kontrollü vokal güçlü gitarlar ve kulaga hoş gelen trafiğiyle çok uzun süreler olmasada tehlike anından dinlenilmeyi hak ediyor.

İkinci albümümüz İskoçya’nın bagrından kopmuş power metal grubu Alestorm’un ilk albümü olan Captain Morgan’s Revenge.Albümün genel çizgisinde grubun İskoç oldugunu çok net anlamamızı saglayan folk ögeler bol bol kullanılmış.Vokalist aynı zamanda klavyeci Christopher Bowes’un sesi ve söyleme tarzı bana biraz eskilerden ‘Rock’n’Rolf’ Rolf Kasparek’i hatırlatmakta.Müzik severler Rolf Kaparek ‘i efsane Running Wild’tan hatırlayacaklardır.Neyse biz dönelim Captain Morgan’s Revenge’e.Albüm başladığı gibi bitiyor desek yerinde olur.Hırçın ama melodik vokaller bize biraz nostalji yaptıran gitar tonları ve melodileri ile dinlenebilir bir albüm yapmış Alestrom.Ama mp3 player da bulunmayı hak edip etmeyeceğine siz karar vereceksiniz.Bana göre albümün en güçlü parçası ‘The Huntmaster’ .Beni albümde tek rahatsız eden klavyenin çogu parçada ön planda olması.Kendimi tavernada hissetmeme neden oldu biraz.(Taverna kaldı mı bilmiyorum hayatımda da gitmedim.)Ama abiler İskoç, melodilerini de klavye ile abanıyolar.Bu yüzden tamam ne yapalım dedikten sonra albümü az dinlenilenler arasına atıyoruz.